Senkron bozukluğu


Bloch'un "non-simultaneity" diye bir kavramı var. Kısaca, farklı zamanları aynı anda yaşamak, durumunu sosyolojik olarak açıklayan bir kavram. Sanıyorum ki, dünyadaki en büyük sorun bu. Şöyle açıklayım. Şimdi bu "Avustralya'da kıyafetlerinden dolayı Müslümanlara kötü davranan birine halkın tepkisi!" adlı vidyoyu izledim. Sonra bu vidyodan, "İran'da etekle gezen Batılı bir kadına kötü davranan bir Müslümana halkın tepkisi" şeklinde kafamda orijine göre tersi alınmış bir senaryo  kurdum. Daha doğrusu kuramadım bile, zira şartlar el vermedi: sokağa çıkmadan kadını yakaladılar, linç ettiler, tecavüz ettiler, taciz ettiler, nezarete attılar vs. Herkes aslında ne bok olduğumuzu iyi biliyor girmeyelim bu sulara yine. Benim anlatmaya çalıştığım şu: Dünyanın bir yarısı insana öz biçen mantığa meydan okuyup, evrensellerin ilerisinde tikel, kişisel, "singular" bir yaşam, bir dünya için çabalarken, dünyanın öteki yarası, insana öz biçmek, tikel ve kişisel olan ne varsa dünyadan silmek için çabalıyor. Bir taraf birey diyor, öteki taraf cemaat. Bir taraf beni anla diyor, öteki taraf tanımıma bak. Basitçe: Bir Batılı olarak ben de isterim şunları söyleyebilmeyi: "Müslüman diye genel bir kavram yoktur, her Müslüman, kendine Müslümandır. Ne giymiş, ne giymemiş umurumda değildir. Ben Müslüman mı değil önce insan mı ona bakarım. vs. vs. " Ne var ki, Ortadoğulu tarafım çok iyi biliyor: Müslümanların mantığı böyle işlemiyor. Müslümana Batı'dan yaklaşmak demek, intihar etmek demektir, saflık demektir, naiflik demektir. Yetmez ama Evet denilen olay buydu, sonucunu hepimiz yaşadık, yaşıyoruz. İşte bu nedenledir ki, Bir Ortadoğulu, dünyaya ancak Ortadoğu cehenneminden çıkış yolu bulabilince hümanist, ilerici - veya hepsi bir yana insan gibi bakabilir. Benim Avrupa'da Müslüman ile hiçbir sorunum yok. Banane. Avrupa'da yaşayan bir Türk olarak, bu millete öz biçen mantığın en büyük kurbanların biriyim zaten. Ama bir de öte tarafta, Ortadoğu gerçeği var. Biliyorum ki, Müslümanlar politik olarak, özleştirici bir tahakküm sistemi altında yaşıyor. Parası olan ekseriyetle Batı'da ikamet eden Ortadoğu-sevici Postmodern Müslümanlar yok mu, elbette var. Ama onların göremediği zaten postmodern olarak Batılılaştıkları. Aşağılık kompleksleri meta-bakıştan yoksun kılıyor onları ki zaten Said'in "Beni herkes anladı ama bir Araplar anlamadı" serzenişinin altında da bu yatıyor. Durum bu: Bir yan pre-modern, öteki yan post-modern. Bu ikilemde Batılı bir Ortadoğulu, kendini pre-modern bir postmodern arasında mantıksız bir yerde bulur: bu boşlukta iki şey olabilirsin ya neocon ya da naif. İşte bu nedenle, bu "non-simultaneity" lanetinden kurtulmanın tek yolu sınırları açmaktır, isteyen pre-modern, isteyen post-modern yaşasın. Yoksa benim gibi işte böyle hayallerde yaşarsınız. Üzücü bir durum.

Arabesk yavşaklıkları


Said"27 yıllık Ortadoğuluyum, Doğu, Batı ayırt etmeksizin, her yerde, her şart altında, türlü türlü azgelişmişliklere tanık oldum; olmaz denilenleri gördüm; imkansız denilenleri duydum, ibret ala ala müdavim sanarak neredeyse bedava verir oldular. En nihayetinde vardığım karar şu oldu: UZAK DURACAKSIN; acıdan beslenen, acı çeken ve çektiren ve bundan durmadan şikayet etmesine rağmen manyakça bir keyif alan insanlardan uzak duracaksın. Ayıp olmazsa selam bile vermeyeceksin. Arkanı döneceksin, çaktırmadan kaçacaksın. Zira girdaptır bu insanlar. Nereden biliyorsun dersen, en başta tabii ki kendimden. Bir boka yaramaz bu adamlar, kendini bitirdiği gibi seni de bitirir; kara delik gibidir: çektikçe çeker; doymak nedir bilmez. Nekrofilidir bu herifler, ölsen kurtulamazsın ellerinden. Ortadoğu'da - maalesef ki - genel insan profili budur - ha bu bize özgü mü, orjinallik nedir bilmez bu coğrafyada bu da tabii ki üç yüzyıl önce Avrupa'da yaşanmış bir durum. Çok vardı bu ölü-sevicilerden Avrupa'da, ama noldu; önce Schopenhauer, sonrasında ise Nietzsche ne bok olduklarını ortaya koyunca (will-to-nothingness) çil yavrusu (kullanıyorum ama çil yavrusu ne demek bir fikrim yok) gibi dağıldılar. Jesus'mış, kiliseymiş, tanrıymış... Tutunacak dalları kalmadı. 2014 Türkiye'den çok var; dal dolu buralar; sen tutunmasan da kalabalıktan dibe erişemezsin zaten. Fazıl Say bu din temelli tavıra çok güzel bir isim koymuştu: "arabesk yavşaklığı." Bu insanlardan uzak durmak en hayırlısıdır. Aksi takdirde, tükenmeyen bir yörüngede tükene tükene bitemezsin. Orhan Pamuk da bir röportajında bu duruma dikkat çekmiş idi. Farkına varmadan kaçamazsın çünkü bu delilikten. Ama en kötüsü bazen farkına varsan da kaçamazsın, işte o zaman farkındalık intiharın olur. Cahil olaydım, AKP'li olaydım, diye kendini oyalarsın. O nedenle en güzeli arabesk yavşaklarından uzak durmak. Şikayet eden değil, üreten insanlarla birlikte var olmaya çalışmak. Ben şahsen deniyorum; ha sıkıntı şurada, üreten insan bulmak kolay değil. Sosyal ortam çok mühim. Kendini değiştirmek istiyorsan önce sosyal ortamını değiştireceksin. Sosyal ortam konusunda da sıkıntılar var. Bu yavşaklıktan kaçayım diyorsun, nereye kaçacaksın? Tek bir yer var: karı-kız muhabbeti. Bu sefer de "ulan karı kızdan başka konuşacak konu kalmadı" diyerekten gene geldiğin yere dönüyorsun. Karı-kız mevzuları güzel tabii ama ayarında kalınca. Bir de boşluğa kaçmak mümkün, orası da yalnızlık. Benim naçizane fikrim, azıcık karı-kız çokça yalnızlık arabesk yavşaklığının ilacı. Yoksa ben de isterdim Mayıs '68'de öğrenci olsaydım, hem karı-kız hem felsefe hem politika hem psychoanalysis hem edebiyat hem devrim.. hepsini birlikte yaşayayım ama olmadı. Benim de durumum bu. Yok yani, ne yapabilirim. Evet. Kısacası, bu acı çekmekten zevk alan ruh hastalarından uzak duracaksın. Bu adamların, ne sana, ne bana, ne dünyaya, ne de kendine bir hayrı vardır; bunu da çok iyi bilirler ve bundan keyif alırlar.

Batı'nın "Gerçek İslam"ı


Said'in Orientalism kitabı sahiden de ufuk açıcı bir eser. Ben olsam düşünmeden müfredata koyardım ki herkes görsün nasıl bir hayal gücünün ürünü içerisinde yaşıyoruz. Söyleyecek çok şey var ama beni en çok etkileyen şu oldu. Hani bir grup peydah oldu "Gerçek İslam bu değil" diyen. Said'in kitabının - bana göre - en büyük yararı, "Gerçek İslam" denilen olgunun, müslümanların düşünerek, okuyarak vardığı bir sonuç değil (böyle bir sonuca vardıkları görülmemiştir zaten), bilakis, Avrupa'nın kendi nostaljik iyi niyetleriyle yarattığı, "modern Ortadoğu'yu" görünce onlarda da derin bir hayal kırıklığı yaratan, bir hayal olduğu. Yani, "Gerçek İslam"ı müslümana öğreten Avrupa'dır. Said, Dante'den şahane bir örnek veriyor. Dante'nin cehenneminde Muhammed ile İbn-i Rüşd ve İbn-i Sina vs. farklı derinliklerde karşımıza çıkıyor (Yanılmıyorsam Muhammed en derindeydi). İbn-i Rüşd/Sina vs. ise, Plato, Aristotle gibi figürlerle cehennemde formalite icabı kalmakta zira Dante bu figürlerin İsa'dan önce geldiğine dikkat çekiyor, ne var ki, çok garip bir şekilde, İbn-i Rüşd/Sina vs. bırak İsa'yı, Muhammed'ten dahi sonra yaşamış olmasına rağmen, yine de Dante bu insanları Plato ve Aristotle aynı şekilde yargılıyor. İşte bu, "Gerçek İslam" olgusu nedir, nasıl başlamıştır çok güzel bir şekilde anlatıyor kanımca. Hatta ve hatta, yine Said'in paylaştığı gibi, Napoleon Mısır'ı işgal ettiğinde amacı, yüzyıllarca medeniyetin beşiği olmuş Mısır'a "Gerçek İslam"ı geri getirmek. Yani Napoleon diyor ki "Gerçek Mısır bu değil." Adam bu amaçla, dünyanın gördüğü en büyük ansiklopedilerden birini yazdıyor, "la enciclopedia egypte" idi sanırsam adı. Öyle işte. Buradan çıkan sonuç şu ki, ne dediğini bilmemeyi erdem sanan müslüman "Gerçek İslam" bu değil diyerek Batı'ya meydan okuduğunu sanırken dahi Batı'nın ağzıyla konuşuyor. Yazık. Ne diyeyim başka.

Açıkça haykırabilmek: "Biz Müslüman değiliz."


Türkiye'nin İslamcıların kuyruğunda girdiği sonu IŞİD'e varan bu yoldan tek bir çıkış var. Öyle kolay değil tabii. Batı özgürleşince biz de özgürleşmiş sayılmıyoruz. Onlar nasıl bedelini ödediyse, biz de ödemeliyiz. Nasıl mı? Şöyle: çıkıp açıkça utanmadan, kimseden korkmadan, inadına, pervasızca haykırabilmeliyiz: "biz Müslüman değiliz." Bunda yanlış olan hiçbir şey yok. Yanlış nerede biliyor musunuz? Yanlış, IŞİD'in, Ortadoğu'nun olduğu bir dünyada utanmadan ben Müslümanım diyebilmekte. Yanlış, bu vahşiliğe, bu barbarlığa, bu zalimliğe, bu sefalete utanmadan, vicdansızca ortak olabilmekte. Kolay değil, biliyorum. İslam öyle bir tahakküm sistemi ki, İslam ile uzaktan yakında alakası olmayanlar dahi Müslüman değilim demeye korkuyor. Ne var ki bu zorluk kültürel değil, tamamen psikolojik.

Şunu demek istiyorum. Bir gün sorun kendinize, yaşamak istediğiniz, halihazırda yaşadığınız hayata, birlikte vakit geçirmek istediğiniz/geçirdiğiniz insanlara, okumak istediğiniz/okuduğunuz kitaplara, dinlediğiniz müziklere, uğraştığınız bilime, izlediğiniz filmlere, sevdiğiniz kadınlara/erkeklere bakın, düşünün ve sorun kendinize sizi tanımlayan, sizin istediğiniz hayatın içinde ne kadar İslam var, ne kadar Müslümanlık var. Korkmadan, utanmadan düşünün bunun üzerine. Sanki Müslüman olmamak bir ayıpmışcasına sinmiş, sindirilmiş bir ürkeklikle değil; kendinizi, kişisel kimliklerinizden soyutlayarak dünyaya dışarıdan bakıp, Ortadoğu'nun İslam aleminin halini görerek hakikatten aldığınız cesaretle cevap verin, siz ne kadar Müslümansınız? Ben kendi adıma söyleyeyim, ben Müslüman değilim. Bunu onlar gibi gurur meselesi de yapmıyorum; yalnızca beni tanımlayan değerler sisteminde İslam'a dair hiçbir şey yok, tek yaptığım bunu açıkça, son derece sade bir şekilde paylaşmak.

Ne var ki işte bu, "onlar" için en büyük tehlike. Kendini demokrat, özgürlükçü sanan, utanmadan hak-hukuktan bahseden, kendi inandığına kendi dahi inanmayan İslamcıları kastediyorum. Korkuyorlar; birilerinin çıkıp da "biz Müslüman değiliz" deme cüretine sahip olmasından korkuyorlar. Zira bu ülkede birileri bunu yaparsa, birileri buna cesaret ederse tüm yalanlarının ortaya çıkacağını biliyorlar. Kimsenin inanmadığı, çökmüş bir ahlak sistemine, birilerinin çıkıp da sesli bir şekilde itiraz edebilme olasılığı uykularını kaçırıyor. Öyle büyük bir yalan içinde yaşıyorlar ki, yasaklarla, tehditlerle, korkutarak, sindirerek insanların bırak bunu söyleyebilmesini, bunun olasılığını dahi akıllarına getirmesini engellemeye çalışıyorlar. Tek yapabildikleri bu: yaşadıkları çağdan habersiz, eğer herkes bir yalana inanırsa, ortada yalan kalmaz, sanıyorlar. İslamcıların peşinde egosunu ve cebini dolduran, yerine göre Müslüman olan o sefil kalem silahşörleri de bunu çok iyi biliyor. Kendilerinden iğrendikleri, kendilerine yabancılaştıkları kadar "biz Müslüman değiliz" deme ihtimalimizden korkuyorlar. İslamcılarla yaptıkları yalan paktı çökecek, başta kendileri olmak üzere, bu ülkede yaşayan herkesin ne denli kötü, sahte, zavallı yaratıklar olduğu ortaya çıkacak diye korkuyorlar. En nihayetinde, bu öyle bir korku ki, tıpki bir zamanlar Ermenilere yapılanlar gibi, hepimizi sürseler, öldüreseler; bu ülkede herkesi 'sözde' müslüman yapsalar da, korkmaya devam edecekler. Çünkü savaşları bizimle değil, hakikat ile.

İşte o hakikate gülümseyen tek bir cümle: "biz Müslüman değiliz."

Halihazırda bu ülkede bir büyük kitle, madde ve manevi olanaklara sahip olduğundan zaten Müslümanlık ile alakası olmayan bir hayat sürdürüyor. Bunu herkes biliyor. Kalanlar da fakirlikten ve şartların eksikliğinden sırf Müslüman olmak zorunda olduğu için Müslüman. Zaten dünyanın her yerinde olduğu gibi burada da yeterince parası olan için Müslümanlık sadece bir makyajtır, halkın arasına inerken sürülen. Ne var ki bu çift taraflı ikiyüzlülüğün bedelini hepimiz ödüyoruz. Artık bir dur demeli, haykırabilmeliyiz: "biz Müslüman değiliz."  Nevi şahsına münhasır tarihimiz nedeniyle Müslümanlık nedir bilmeden büyüyen Türkiye insanına, bu ülke daha fazla karartılmadan ufak da olsa bir ışık sunabilmeliyiz. Bunu da kim olduğundan habersiz Türkiyeli Müslümanları içlerindeki IŞİD ile yüzleştirerek yapmalıyız: Zira, her Müslümanın içinde yeterince öfkelenmemiş bir IŞİD militanı vardır. Sonrasını bilemem, belki bu kötülüğe boyun eğerler, belki isyan ederler. Belki kafası kesilen, idam edilen, hapislerde çürütülen, yakılan, linç edilenler biz oluruz. Yaşanmamış şeyler değil, hiçbiri. Ne var ki ilerlediğimiz yolda bunlar nasıl olsa olacak. Sanıyor musunuz ki Türkiye, kolayca bir Ortadoğu ülkesi olsun. Ama eğer bunu haykırmaya cesaret edebilirsek, en azından hiçbir şey yapmadan teslim olmamış oluruz. Belki bir umut olur. Hiçbiri olmazsa, bu sefil İslamcıların ve kuyruğunda sürüklediği kalem silahşörlerinin yalanları birbir ortaya çıkar.

Bu halk kim olduğuna karar vermeli: kadınlara zulmeden, sapık, sefil, vahşi, barbar Müslümanlar mı; yoksa, medeni, insan gibi yaşamak isteyen kim ne içmiş, ne giymiş, neye inanmış umursamayan yalnızca kendi inandığı gibi yaşamak isteyen iyi insanlar mı... İlkini reddetmenin ayıp olmadığını artık bu insanlara anlatabilmeliyiz. Türkiye bunu anlatamaz ise dünyada kimse anlatamaz. Birtakım sapıkların, aşağılık kompleksiyle yanan cahillerin peşinde haysiyetsiz bir hayat sürmek kader olamaz. Bu delilik bitmeli, bitecek de. İslam yeryüzünden silinecek, er yada geç bu olacak. Bunu keyif veren bir ideoloji ile söylemiyorum. Felsefe okuyan bir biliminsanı olarak söylüyorum. Benim istediğim nesillerce insan daha harcanıp, bu sefalete, bu kötülüğe kültürüm demesin. Biz de insanız yahu. Sırf bu coğrafyada doğduk diye sapıkların kültür dediği bu kötülüğe boyun eğmek zorunda mıyız? Ben açıkça diyorum, ben Müslüman değilim. Ne kadar demokrat ve özgürlükçü olduğunu kanıtlamak için kafamı mı kesecekler, linç mi edecekler, etsinler. Ben Müslüman değilim. Dünyada kimse de Müslüman olmak zorunda değil. Olmayı seçen de gelip benim hayatıma karışmadıkça umurumda değil, isterse soğana tapsın.

2014 yılında el kadar çocukların başını örtüp örtmemesinin tartışıldığı ülkem için benim görebildiğim tek umut bu. Türkiye'de yaşayan zaten Müslüman olmayan ama aidiyetliktir, aşağılık kompleksleridir bir takım nedenlerle kim olduğunun adını koyamayan kitle bu yalana bir dur demeli artık, olmadığı gibi davranmayı kesmeli ve açıkça korkmadan, ülkesinin, çocuklarının, ana dilinin geleceği için sorumluluk alarak söyleyebilmeli: "biz Müslüman değiliz." Bu solcuymuş, sosyalistmiş, liberalmiş, liberteryenmi...ş bu gibi Müslümanlığın dışında gelişmiş, yıllarca bu coğrafyada evcilik oyunu gibi oynanan kimliklerinin hepsinin çok daha ötesinde, çok daha temel bir haykırış.

Ne yapacaklarsa yapsınlar. Çırpınsınlar. Onlar da çok iyi biliyor. Yaşayan İslam son evrelerini yaşıyor. Yok olup gidecek. Ben istiyorum, biz de onunla birlikte yok olmayalım. Sokakta birbirinin kafasını kesen, evde karısını döven insanlar olmayalım. Her Allah'ın günü 60 yaşına gelmiş eşek kadar adamların 18 yaşında ergenler gibi kadın teni ve bira ile imtihanını izlemek zorunda kalmayalım. Tarih bizi böyle anmasın.


Çıkıp açıkça kimseden utanmadan korkmadan kim olmadığımızı haykırabilelim artık: "Biz Müslüman değiliz."

(İstirham ediyorum, şunun altına gerçek İslam bu değil, bunlar gerçek Müslüman değil serzenişlerinizi paylaşmayın. Kimsenin aşağılık kompleksleriyle, kendine bir şeyler kanıtlama çabasıyla uğraşacak enerjim yok.)

Türk insanı çok zor


Ortadoğu insanı çok zor. Ortadoğu deyince alınmayanlar oluyor, o nedenle daha açık söyleyeyim: Türk insanı çok zor. Bu anlaşılmaz, derin, kompleks olduğundan değil; bilakis, kompleks bir dünyada çok basit olduğu için çok zor. Yani çözmesi değil, inanması zor bir bakıma. Kendimi bu cenderenin dışında tuttuğumdan değil; başta kendimden, sonrasında ise 27 senelik azgelişmişliklerle dolu hayatımdan biliyorum. Anadil gibidir bu; kaçsan da kurtulamazsın. Velhasıl Türk insanı çok zor. Türk milleti olarak bizi birlikte tutan nedir diye sorsalar, birbirimize karşı duyduğumuz nefret derim. Bir ulus, bir coğrafya, düşün ki nereye dokunsan, eline vıcık vıcık, yıkasan geçmez bir aşağılık kompleksi bulaşıyor. Öyle bir lanet ki bu, farkına varsan da kurtamıyorsun. Memlekette bu lekeyi geçirecek su yok, ilaç yok. Söylersen kötü olan sen oluyorsun. Falan. Filan. Fantastik bir coğrafya bir bakıma: herkes irili ufaklı egolarıyla oradan oraya geziyor ama hiçkimse hiçbir şekilde tatmin bulamıyor. İnsan gerçekten hayret ediyor.

Etrafımdaki Türklere bakıyorum, kendime bakıyorum, tanıştığım rast geldiğim insanları tekrar zihnimin süzgecinden geçiriyorum (yıllardır yazarım ilk defa bu terimi kullandım; olmadı sanki - çok iddialı), yok; bir tane mi normal insan olmaz, yok vallahi yok. Merak ediyorum, bu şahsi kuruntum mu; Nagel'e meydan okuyup, misal bir Alman'ın bilincinden dünyaya bakmaya çalışıyorum ki anlayayım bu durum sahiden de biz Ortadoğululara mı özgü. Görebildiğim şu: bir Alman'ın gündemine bak, bir de IŞİD'tir, kadın kahkahasıdır, içki, Kuran'la bitki büyütmedir vs. vs. bizim gündemimize. Böyle bir gündeme sahip olan, baştan aşağı her milimi eşitsizliklerle dolu bir ülkeden başka ne tür insanlar bekliyorsun. Bu malzemeden bu adam çıkar. Bir ara şöyle demiştim: müslüman bir insan, bir ömrü 18 yaşında bir ergen gibi yaşıyor - o da en iyi ihtimalle. İnanması güç ama böyle. 60 yaşında adamlarda, başka bir coğrafyadakii 21 yaşında çocuğun olgunluğu yok. Herif 60 yaşına gelmiş hala kadının yırtmacında, adamın birasında. Ne var ki, bu ergenliğin özü müslüman olmasan da, müslüman bir kültürde doğmuş olmaktan ötürü kaderin: her daim içinde bir miktar engellenemez bir olmamışlık taşımak zorundasın. Bana sorarsan, hepimizin taşımakla lanetlendiği bu temizlenemez leke, tam olarak şu: başkalarının başarısını kıskanmak.

Dünyayı büyük bir lise olarak düşünün: biz bu lisenin en serseri, gereksiz, kabadayı, ibretlik veletiyiz. Arka sıralarda oturup, hocası öğrencisi herkese huzursuzluk veren gereksiz bir canlı türüyüz. Birbirimize duyduğumuz "sevginin" kaynağı da, başkalarına, bilhassa da en önde oturan, kızların beğendiği, notları iyi- her alanda "başarılı" olan o başkalarına, yani genel anlamda Batı'ya, duyduğumuz nefret. Yani içimizdeki Batı nefretinin özünde aslında başarıya olan nefretimiz yatıyor. Bu nedenle, lafı gevelemeden, şunu açıkça diyebilirim ki Türk insanı başarılı bir insandan nefret eder.

Vallahi ırkçılık mı dersiniz, ne derseniz deyin; 27 yıllık Türk'üm, Ortadoğuluyum ve bu söylediğimden zerre tereddütüm yok. Bizim "fıtrat"ımızda emeğe saygı yoktur. Zira bizim geçmişimizde emek yoktur, birikim yoktur; kültürel kimliğimiz eziklik, kaybetmişlik üzerine kuruludur. Kim ki bu sefalette doğru bir şey yapar - iyiye güzele doğru bir adım atar, derhal fevkalade nefret toplar; ve insan her zaman en çok da en yakınındakinin "ihanetine" öfkelenir. Kimileri bu durumun farkına varır, elinden geleni yapar ama gelenekten gelen bir kök, birikim olmadığı için şaşırır, ne yapacağını bilemez, saçmalar; yani kısaca, hayatla yeni tanışan bir ergen gibi davranır; güvenilmez, ilkesiz ve tutarsızdır. Girdaptır. Ömür tüketir. Kimisi farkına varır ama, "ruhu" bu aşağılık kompleksi tarafından geri dönülmeyecek şekilde ele geçirilmiş olduğu için, kendinden nefret ettiği kadar başkalarından nefret eder; benliği, bir nevi, kendi karanlığı tarafından esir alınmıştır - öylece kendi zindanının terk edilmişliğinde kendini ve etrafındakileri çürütür ve yok olur.

Türk insanı, zordur. Öyle herkes Ortadoğulu olamaz, hak edeceksin bu mereti. Her gün saflığından, samimiyetinden, iyiliğinden ödeme bekler; karşılığında da kurtulamadığın bir karanlık, kötülük verir sana; başlarda hoşuna gitmez ama zamanla bağımlısı olursun, bırakamazsın. Şimdi elbette soracaksınız, Türküz, Ortadoğuluyuz sonuçta; sen kendini nereye koyuyorsun; sen çok mu süpersin, sen de bu sefalete aitsin en nihayetinde, kendini ön sıralardaki parlak çocuklardan mı sanıyorsun. Sanmıyorum. Belki aralarına almadıklarındandır, belki öğrenilmiş bir çaresizliktendir, bilemiyorum ama - maalesef veya değil - oraya da ait değilim. Hakikatin katledildiği, "doğru yok"cu fikirsiz, emelsiz ve ülküsüz, post-modern market-tapıcısı müdürlerin hümanist bir gülümseme ile onlara itaat etmeyen herkesi totaliterlikle suçlayıp anlamını kendilerinin yarattığı bir "disipline verme" eylemine tabi tuttuğu, itler-kopuklar ve zengin-parlaklar olarak ikiye ayrılmış, başarının ve başarısızlığın kimseye sorulmadan tanımlandığı saçma sapan bir okulda, siyah beyaz fotoğraflarda kalmış, sahipsiz bir yerdeyim. Disipline gitsem, it-kopuktan sanacaklar, gitmesem isyanım içimde patlıyor, tükendim... Yorgunum ama elden ne gelir. Yaş 27 oldu ama hala ergen gibi yaşıyoruz işte.

IŞİD ve Yaşayan İslam'ın Sonu


Müslümanların alametifarikası nedir, diye sorsalar. Ait oldukları kümeden, durumdan, gerçeklikten, dışarıya tek bir adım dahi atamamaları derim. Zira göreceklerinden korkuyorlar. Zizek, bir kitabında yazmıştı: "Müslümanların inancı o kadar zayıf ki, Danimarka'da yayımlanan aptal bir karikatür ile kendilerini tehdit altında hissedebiliyorlar." [Zizek kibarlık edip 'fragile' demiş ama ben 'zayıf' diye çevirmeyi uygun buldum.] Çünkü müslüman, inandığına kendi dahi inanmaz. Kültür adı altında normalleştirilen bir tahakküm mekanizması ile istemediği bir hayatı yaşıyormuş gibi yapar. Onu mutsuz eden hayatın intikamını da, başta o hayata hayır diyenler (batılı Türkiyeliler) olmak üzere yakınında ona benzemeyen kim varsa ondan alır. Zira, farklı olan her şey, onu ait olduğu kümeden, durumdan dışarıya ittiği için rahatsız edici, tahammül edilemezdir. Çünkü o, eğer olduğu insana dışarıdan bakarsa her gün hissettiği ama itiraf etmeye korktuğu sefilliğini, kötülüğü görür.

Ne var ki dünya değiştikçe müslümanın sınırları da zorlanıyor. Bu bağlamda, kanımca, IŞİD bir paradigma değişime işaret ediyor. Zira IŞİD öyle bir canavar ki, böyle bir şeye hiçbir müslümanın sırtını dönebileceğini sanmıyorum. El mahkum, IŞİD nedeniyle kendilerini ait oldukları kümenin sınırlarında buluyorlar. Oradan yürekleri el verdikçe kendilerine dışarıdan bakmaya çalışıyorlar ve sınırın üzerinde varolmanın arada kalmışlığı ile nasıl insanlar olduklarını görüyorlar. O insanlardan biri olan Davutoğlu, "IŞİD terör değil öfke örgütüdür" demiş mesela. Peki bizim bundan anlamamız gereken, eğer Davutoğlu ve onun gibiler de öfkelenirse, kör bıçakla tekbir çekerek insan kafası kesecek kıvama gelecekler mi olmalı?

Müslümanlar kendi daracık sınırlarından tüm dünyayı gördüklerini sanıyorlar, ama aslında hiçbir şey göremiyorlar; ne var ki IŞİD ile birlikte artık bu tebdili cahilliğin, gözlerini hakikate kapama halinin sonuna geldiler. Bu bağlamda, İslam alemi için yeni bir "post-IŞİD" dönemi başlayacak diyebilirim. Peki bu yeni dönem ne getirecek, işte onu hiç bilmiyorum; ama olasılıkları görmesi zor değil, iki seçenek var: ya hepimiz IŞİD'e benzeyeceğiz ya da İslam - kimse açıkça söylemese, insanlar gene müslümanım demeye devam etse de - yok olacak. Benim aklım da, vicdanım da ikinciden yana. Ama bu kavşakta karar veren ben değilim ; ve bu öyle bir çıkmaz ki, hiçbir müslümanın, tam da Erdoğan'ın aşağılık komplekslerine oynayan siyasetinin başarısı nedeniyle, ikinci yolu seçeceğini de sanmıyorum. Küçük bir kitle var, "Gerçek İslam" adı altında ikinci yolu mümkün kılmaya çalışan ama IŞİD'in bu insanlara neler yaptığını hepimiz biliyoruz. Bu parayla tanışmış zengin ve küçük müslüman kitlenin sesi IŞİD karşısında değil, bizim gibi Batılılaşmış Türkiyeliler karşısında çıkar yalnızca. O nedenle kısa dönemde belki tüm Ortadoğu olarak IŞİD'laşabiliriz ama uzun vadede adım kadar eminim ki adını İslam koydukları bu delilik, bu vahşilik, bu ruh hastalığı sona erecek. Benim temennim, kaçınılmaz olanın en kısa sürede gelmesi. Yoksa Türkiye sokakları, insan kafası kesen iğrenç yaratıklarla dolacak. Olan yine, her zaman olduğu gibi, sana bana olacak. Peki niye? Birtakım insanlar kahkaha atan kadınlarla, içki içen, kendi doğru bildiğine inanan insanlarla yaşayamıyor diye.. Yazınca doğru olamaz diyor insan ama doğru maalesef. Fantastik bir dünyada yaşıyoruz ama elbet hakikate boyun eğecekler her ne kadar yüzlerce yıldır inkar içinde olsalar da.

Irkçı olmak ve müslümanlık


Geçen gün, Pakistanlılardan bahsederken, Müslüman olmasından "gurur" duyan bir insanı ben neden seveyim, dedim. Irkçı ilan ettiler. Sanırsın günlük hayatta Pakistanlı görünce tekmeleyen, muhatap olmayan, aşağılayan biriyim. Hayır, durumun böyle olmamasını geçtim; bilakis, tam tersi. Ama yine mağdur olan Müslüman oldu. Vay canına ya. Ne bitmez bir mağdurlukmuş bu arkadaş. (Bu arada bu Pakistanlı tamamen bir konsept burada Pakistanlı olmuş, İranlı olmuş pek farkmıyor ya, yine de başladık bir kere Pakistanlıyla devam edeyim.)

Avrupa'ya geldiğim ilk sene Pakistanlı bir elemanla kalıyordum. Bir keresinde zehir gibi acı bir yemek pişirip beni günlerce cırcır etmesinden başka bir kötülüğünü görmedim. Gariban, kendi halinde bir insandı. O sıralar Hollanda'nın en kuzeyinde yaşıyordum, ramazandı, eleman oruç tutuyordu. Ama bir yandan da yüksek lisans tezi üzerinde çalışıyordu. Tabii kutba yakın yerde yaşadığımız için iftar epey geç bir vakitteydi. Eleman harap olduydu. Ben bir kere sordum, oruç tutma hacı zorlanıyorsan, en azından birkaç gün; elemanın cevabı "ailemle her gün Skype yapıyoruz; her gün soruyorlar oruç tutuyor musun diye," oldu. Dinini Hollanda'da daha özgür bir şekilde yaşadığını düşündüğü için dönmek istemiyordu Pakistan'a da, dönmedi de nitekim. Şimdi ırkçı diyorlar ya sanılacak ki, ben bu arkadaşa Nazi gibi filan davranıyordum. Eleman oruçluymuş, içki içmezmiş, benim içmem onun umurunda olmadıktan sonra onun tercihleri benim niye umurumda olsun ya. Sanki her gün Skype'tan arayıp oruç tutuyon mu, diye soran benim. Hayır, bu bir yana. Türk, gayet dinsiz, Türkiye'de laikçi diye alaya alınacak meleğimsi bir supervisor'ımız vardı ikimizin de o sıralar, adam elemana müslümanın yapmayacağı iyilikler yaptı. Müslüman olmakla insan olmayı iki ayrı kutba koyunca böyle ırkçı neyin kafalar karışıyor işte. Ki adam zaten Avrupa'da kalmayı isteyerek tercihini yapmış: Anlayan için çok şey ifade eder bu.

Gelelim Almanya'daki Pakistanlı elemana. Herif bildiğin ruh hastası idi. Kocaman bir cihat sakalıyla partilere gelir, içmez, kızlara bakar, cıkcık çeker giderdi. Hayır, niye geliyorsun millete huzursuzluk vereceksen, diyeceğim ama ırkçılık olacak tabii. Adam mağdur sonuçta, müslüman değil mi? Herif kendini patlatacak diye derslere gelmeyi bırakanlar olduydu. Aynı eleman benim dinsiz olmamı, kendisinin isteyip de yapamadıklarını yapmamı içine sindirememiş olacak ki geldi bir gün "sen neden hiç camiye gelmiyorsun" dedi. Ulan sana ne. Irkçıymış. Ben ki o zamana kadar, birçok adamın aksine (kızlar zaten yanına yaklaşmıyordu, zira kendisi kız eli sıkmıyordu) herife hep insan gibi davranmış, türlü huyuna, ruh hastalığına, tavrına, faşist zihniyetine rağmen, ne zaman görsem elini sıkmış muhabbetten sakınmamış biriydim. Herifin karşılık verişi bu oldu. O günden sonra, "birtakım Pakistanlılarla" selamı kestim, zaten. Önyargı mı dersin, yorgunluk mı dersin, adalet mi, ne dersen de. Böyle "gururlu" müslümanlarla paylaşacak bir şeyim olmadığına karar verdim. Zira adam yüzüne gülüyor ama bir gücü olsa kimbilir sana neler yapacak. Ama tabii yine ırkçı olan ben oluyorum. Müslüman her daim mağdur.

Şimdi son Belçika'da Lokanta'da bir Pakistanlı var. Herif düzenbaz, beş para etmez biri. Medeniyetin tek dişi kalmış canavar olduğuna inandırılmış; işine gelince medeni davranıyor ama içinde barbar. Yeri geldi mi Allah Muhammed yeri geldi mi threesome oral sex. Garip bir yaşam formu. İlk tanıştığımızda müslüman olmadığımı anlamış olacak ki, "aslında biz müslümanlar medyanın gösterdiği gibi insanlar değiliz, hepsi oyun" moyun bişiler söylemeye başladı. Hiç cevap vermedim. Ne diyeceğim ki. Yine de, benim bu elemanla sorunum yok. Müslüman olmayanlar çok mu normal sanki. Kendisi her ne kadar IŞİD'le empati kursa da, ben adama insan gibi davranıyorum. Hatta geçen Ramazan'da eleman oruçluyken buna bulaşıkları vermişler, yine kim gitti herife yardım etti; ben. Niye? Çünkü ırkçıyım. Müslüman ise şahane, süper, demokrat, insan hakları heykeli gibi. Empati kurduğu IŞİD'in bana yapacaklarını geçtim, ben onun ülkesinde yaşasam linç edilirken, öldürülürken beni izleyecek, sesini çıkarmayacak hatta ve hatta keyif alacak adam oruç tutuyor diye gidip yardım ediyorum ama mağdur olan gene o herif oluyor. (Buraya istirham ediyorum bir küfür ekleyin içinizden)

Vallahi yemin ediyorum tiksinti geldi artık bu mevzulardan, bu insanlardan. Okumuşu ayrı bir kafa, cahili zaten manyak. Yeni Türkiye'ymiş, müslüman olmayan herkesten nefret etmek de çok Yeni'ydi. Şahane yemin ediyorum. Tebrikler gerçekten. Sanki dünyada müslüman olma problemi var ya. Şu dünyanın en büyük problemi müslüman olamamaktır. Siz tartışın daha. Böyle böyle sayenizde silinecek zaten İslam yeryüzünden. Bir yanda IŞİD bir yanda arada kalmış ne olduğu belirsiz ruh hastaları; millet daha uzaya gidecek, ışınlanacak, ne bileyim olmadı uçan arabalara binecek. Nereye kadar sürebilir bu İslam'ınız. Zamanı gelince silinir gider. IŞİD sanıyorum bunun belirtisidir; zira, ben insanoğlunun IŞİD'den daha çirkin bir hal alabileceğine inanmıyorum. Yani dibi gördük, sanıyorum bundan sonra düzelir.